2006-12-01 ·

Irmaklarca

Bir kitabı açıyorsunuz. Bakıyorsunuz ki sayfalar arasında siz varsınız. Müellif sizi kazanmıştır. Hele ki bir şiir kitabıysa bu, yüreğinizden girilmiştir dünyanıza. Zira artık odur atan mısralarda.

Doğrusu beni böyle sarıp sarmalayan şiir kitabı azdır. Zaman, insanı, bilhassa şairleri, daha seçkinci kılıyor. Bu, öğrenmekle, anlamakla da alakalıdır. Sözü damıtmanın, hakkıyla demlemenin sırlarını, biraz olsun anlayınca en küçük bir pürüzü fark ediveriyorsunuz. Sözün tadı kaçıyor. Fazla incelmiş zevk, sahibini biraz sinameki de yapıyor demek ki. Çokça güzelliği birkaç kusura feda etmemek için, kendimi bu hallerden kurtarmanın yollarını aradığım oluyor. Ama bunu tam olarak başarabildiğim söylenemez. Bunda okunacak kitapların çokluğunun etkisi de var şüphesiz.

Bunun için, belli bir amaçla okuduklarım dışında, epey zamandır bir şiir kitabını öyle kendimi vererek okumuşluğum yok. Hele ki döne döne okuduğum hiç yok. Gönderilen kitaplara tabii ki bakıyorum. Bakmamak lütfedip gönderene saygısızlıktır. Ama dediğim gibi, bu genellikle yüzeysel bir okumadır. Bazen işaretler kor, bir iki not alır, kimi mısraların altını çizerim. Bir kanaat edinecek kadar gezinirim sayfalar arasında. Şaire teşekkür edip kanaatimi ilettiğim de olur. Ama bütün bunlar, o kitabı, yazımın başında belirttiğim kitaplar sınıfına koymaz.

 

Postayla gelen paketi açtım. İçinden güzel, küçük bir şiir kitabı çıktı. Tanıdığım, sevdiğim genç bir şairin ilk kitabı. İmzalı. Şairin kapaktaki, bir şaire yakışır, derin bakışına baktım. Onun arkasında, sonbaharı giyinmiş ağaçlara ve ağaçların rengine bürünmüş ırmağa baktım sonra. Çevirdim, arka kapak yazısını okudum. Masanın üstüne, okumak için ayırdığım kitapların arasına koydum. Bir yazı yazıyordum; onu tamamlamak için bilgisayarın başına oturdum.

Zihnim ve gözlerim yorulunca yazmaya ara verdim; şiir kitapçığını aldım elime, karıştırmaya başladım. Şu mısralar karşıladı beni:

kefenini hazır tutan bir babanın oğullarıydık

bir yanımız bağ bahçe

bir yanımız ahir dünya

komşumuz olurdu İbrahim

 

Bu, ben değil miyim? Benim. Duru, doğal, yalın bir “hatırlayış” ırmağı içimde akıvermeye başladı. İşte evimiz, komşularımız, memelerinden hikmet emdiğimiz kıssalarımız, şölene dönüşen gecelerimiz:

bir kitap vardı evimizde

kendi yağımızda kavrulurduk

ve yandık ha koşun desek

sesimize ses veren olurdu

 

misafir, heybesinde kıssalar demetiyle gelen

ne güzeldi dinlemek

anlattıkça bal akar dilinden

sohbetle ısınırdı içimiz

artık kim korkar geceden

 

Bir hatırlayışsa bu, alıp bir yerlere götürüşse, yitirilmiş güzellikler peşindeyiz demektir. “Hadi gitmek bir şey değil de / nasıl döneceğim bu güne” diyorsa şair, onu kim kınayabilir?

“Bu şiirin sağlam kökleri var” diyorum. Ve baştan sona okuyorum kitabı. Bazı yerleri yeniden okuyorum. Bir uygarlığa tutunan şiir güzeldir. Soyu sopu bilinmek gibi bir şeydir bu. Söyleneni diri, güçlü kılar. Ay’ın, gülün, ney’in, Yunus’un, Akif’in, sahabenin, Peygamber’in şairine özgü bir edayla mısralara içirilmesi, köke tutunma idrak ve arzusunun semeresidir.

Köke takılmak, kökte kalmak yeterli değil elbette. Sakıncalıdır bile. Şairin bir de göğe açılan kolları, kanatları olmalı. Muhatabı özge ufuklara çekme becerisi. Ölçülü, özgün imgelerle bu da başarılıyor. Bağırıp çağırmadan, naif bir sesle gönle inmek önemlidir. Artık geren mısraları sevmiyorum. Şair, sözle ateşimi alsın, gönlüme bir dinginlik kazandırsın istiyorum. Böyle mısraların çokluğu da şiire teslim olmamda etkili oluyor:

kara tren demezdik

gazoz kapaklarından para yapan usta

şehrin kıyısından

uzun ince nereye gider

bilmezdik

 

Çağdan, çağın sorunlarından, acılarından kaçmak şaire yakışmaz. Ama çağı ham haliyle yansıtmak da yakışmaz ona. Başarıyı, ham fikri şiir kıvamına getirinceye kadar yoğurma sabrını gösterenler elde eder. Belki şöyle:

sınırlar ötesindeyiz

kardeş yakınlığıdır

 

yıkılan ev, evimiz

bu canhıraş çığlık

 

kerbelâ’da hüseyin

hiç dinmedi acılar

bağdat köklü şehir

yenilgi daim değil

 

Bahsettiğim kitap: “Irmaklarca”. Murat Soyak’ın kitabı (İlk Kitap Yayınları, Temmuz 2206).

İsmiyle müsemma bir kitap. İnce, berrak akıyor.

Eyvallah şair.

 

 

A.Vahap Akbaş

 

 

*Bu yazı, 01.12.2006 tarihinde www.sanatalemi.net sitesinde yayınlanmıştır.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:hakte | Tarih: 2006-12-05 16:28:22
Konu: yorum

Gerçekten hocam çok güzel bir yorum olmuş size katılıyor kaleminize sağlık diyorum

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »