2007-03-13 ·

Kelimelerin Büyüsü

Dilimiz de ölüyor ölenlerle. Onu yaşatanların bu dünyadan sessizce ayrılışı gibi kelimeler de onlarla ayrılıp gidiyor hayatımızdan, sessizce, kimsenin haberi olmadan kimsenin ruhu duymadan. Kelimeler olmadan düşünmek imkansız. Öyleyse kaybettiğimiz kelimelerle biz düşüncelerimizi de kaybediyoruz farkında olmadan.

 

Maksim Gorki, çocukluk yıllarında Tolstoy’un bir hikâyesini okurken içinde büyülü bir şey mi var diye havaya kaldırır bakarmış. Kelimeler o kadar sihirli o kadar etkili…  Bugün ise anlamıyoruz diye atıveriyoruz hayatımızdan ya da değiştiriyoruz kelimeleri, onlardaki tılsımın, büyünün kaybolacağını düşünmeden.

 

“Melâli anlamayan nesle âşina değiliz” diyor ya Ahmet Haşim, yeni nesil ne melâli biliyor ne âşinayı. Bırakın melâli, âşinayı; günümüz gençliği ‘istiklâl’in anlamını bilmiyor her zaman İstiklâl Marşı okunmasına rağmen. İstiklâl Marşı’nı ve Gençliğe Hitabe’yi anlayacak kadar dilimizi her Türk gencinin bilmesi gerekir. Yoksa, istiklâlin anlamını bilmeyen nasıl bilebilir özgürlüğün tadını. Müstevlinin anlamını bilmeden nasıl bilebiliriz vatanımızı işgal eden istilacıları. Nasıl bilebiliriz dâhilî ve hâricî bedhahları bilmeden, iç ve dış düşmanları. Ve Hakk’ı bilmeden tüm bu olanlar için nasıl yalvarabiliriz ki Allah’a ?

 

Eğer anlamıyorsak onları nasıl anlatabiliriz ki. Anlamak için sevmeli, sevmek içinse okumalıyız onları. Yaşatmalıyız dilimizi. Diller de insanlar gibi doğar, yaşar ve ölür. Dilimiz de ölmesin ölenlerle… ‘Bizim dilimiz ölmez’ diye düşünmemeliyiz. Tarihe yazıyı icat eden devlet olarak geçen Sümerliler diline sahip çıkmadığı için yok oldular. Kendileriyle beraber dilleri de yok oldu. Ya da dilleri yok olduğu için kendileri de yok oldu… Sadece tarih kitaplarında kaldılar şimdi. Dilleri de ölü diller arasında yerini aldı.

 

Dilde sadeleşme adına yeni nesli atalarından ayırmayalım. Atalarıyla irtibatını kesmeyelim. Yoksa nasıl sevebilir ecdadını, nasıl sevebilir dilini. Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Bilmezse düşman olur atalarına, bilmezse düşman olur diline… O dil ki, dünyanın en güzel dilidir. İsmail Habib Sevük diyor ki, Türkçe için: “ Sanki dünyanın bütün dil âlimleri bir araya toplanmış, tasrifleri, kaideleri gayet kolay, istisnası olmayan, mantığı kuvvetli, (kelimeleri güzel, telaffuzu hoş ve zengin” bir dil yapalım demişler de Türkçeyi meydana getirmişler”.

 

Kelimeler geçmiş zamanı gösteren bir ayna gibidir. O kelimeleri kullandığımızda atalarımızı görürüz, onların duygularıyla duygulanırız. Atalarımızın asırlarca konuştuğu, düşündüğü, sevgisini anlattığı kelimeleri anlamıyoruz diyerek nasıl atabiliriz. Nasıl bir tarafa bırakabiliriz ki onları ? Dedelerimizin, atalarımızın ruhu sinmiştir o kelimelere.  O kelimelerle düşünmüş atalarımız, o kelimelerle konuşmuş, o kelimelerle sevmişler evlatlarını. O kelimelerle verilmiş İstanbul’un fetih emri. Şimdi ise biz bu kelimeleri artık kullanmayarak unutuyoruz, unutturuluyoruz. Onları unutarak da kendimizi unutuyoruz, unuttuğumuzu bile bilmeden.

 

Kerim Sandal

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:Fatma ŞAHİN | Tarih: 2007-11-01 10:03:40
Konu: Hocam'a

Hocam isminizi gördüğüm an seneler öncesine gittim. Sizinle tanıştığım ilk günü hala dün gibi hatırlıyorum :) Gerek bana gerekse arkadaşlarıma çok şey kattınız. Hayattım boyunca asla unutmayacağım öğretmenlerim arasında en baştasınız. Emeğiniz ödenmez hocam. Çok teşekkür ederim herşey için.

Eski bir öğrenciniz.

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »